Sivil Toplum ve Sivil Toplum Kuruluşları

Sivil toplum kavramı ve bu kavramdan neşet eden kuruluşlar, modern dönemde sıklıkla karşılaşılan ve küresel ölçekte gittikçe söz sahibi olan bir hareket olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası toplumun siyaset ve yönetim üzerindeki etkisinin artmaya başladığı 19. yüzyılda kamuoyunun görüşleri daha dikkate alınmaya başlanmış, salt yönetici elitin iradesi, yerini sivil toplumla entegre bir şekilde hareket eden yönetim şekline bırakmıştır. Sivil toplum kavramı ilk olarak Aristotales tarafından, devlet yahut siyasal toplumdan ayrı ve ona karşıt olarak hür ve eşit vatandaşların oluşturduğu bir hareket olarak kullanılmıştır. Sivil toplum, Batı’da gerçekleşen Rönesans ve Reform süreçlerini takip eden İnsan Hakları Bildirisi’nin yayımlanması ve Fransız İhtilâli ile aktüel manasına kavuşmuştur. 18. ve 19. yüzyılda toplumun devlet karşısındaki inanç hürriyeti, mülk edinme, özgür düşünme ve sivil cemiyetleşme gibi kazanımları, kamuoyu gerçeğinin ortaya çıkmasında önemli etmenler olmuştur (Eren, 2017, s. 37). Locke ve Tocqueville sivil toplum ile demokrasi kavramlarını ele alarak bu kazanımların tabana yayılmasında önemli rol oynamışlardır. Locke’a göre, aile merkezli feodal düzen içerisinde yaşayan insanların bir araya gelerek ve kendi aralarında ittifak ederek oluşturdukları toplumun adı sivil toplumdur (Tamer, 2010, s. 95). L. Diamond, sivil toplumu, “örgütlü sosyal yaşamın gönüllü, kendi kendini üreten, kendi kendini destekleyen, devletten özerk olup bir yasal düzen ya da ortak kurallarla bağlı olan alanıdır. Sivil toplum özel alan ve devlet arasında duran aracı bir varlıktır” şeklinde tanımlamaktadır.

Sivil toplum kuruluşları (STK) ekseriyetle hükûmetlerden bağımsız, ticarî kaygılardan ziyade sosyal yaşama katkıda bulunmayı amaçlayan grup ve kurumlar olarak tanımlanmaktadır. Clarke, STK’ları “kamu refahı hedefleriyle ilgilenen, kendine özgü bir yasal karaktere sahip özel, kâr amacı gütmeyen, profesyonel kuruluşlar” şeklinde tanımlamaktadır (Tuna, 2021, s. 2). Türk Dil Kurumu’na göre STK’lar, “toplumdaki çeşitli sorunları bağımsız olarak ele alıp kamuoyunu bilgilendirme ve aydınlatma görevi yapan, öneriler sunan her türlü birlik” şeklinde ifade edilmektedir. Kamunun yönetimine katılan kuruluşlar olarak da özetlenebilen STK’lar, toplum yararına çalışan ve bu doğrultuda kamuoyu oluşturan; kolektif çalışmayı ve sivil iradeyi öne çıkaran; bürokratik donanımdan yoksun ve gönüllülük esasına bağlı olarak bir araya gelen kişilerden oluşan örgütlenmelerdir.

Sivil toplum kuruluşları, kamu refahı hedefleriyle ilgilenen, kendine özgü bir yasal karaktere sahip özel, kâr amacı gütmeyen, profesyonel kuruluşlardır.
- Clarke

19. yüzyıl, uluslararası toplumun değerinin arttığı bir asır olmasına rağmen, 20. yüzyılda cereyan eden iki büyük dünya savaşı ile devletlerin baskı ve otoritelerini artırması ve hemen akabinde gelen kırk beş yıllık soğuk savaş dönemi, sivil toplum hareketlerinin tedricen bastırılmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle hâlihazırda Batı’da yükselmiş olan sivil toplum hareketleri, Doğu bloğu ülkelerine de sirayet etmiştir. 1990’lı yılların başından itibaren teknolojik gelişmelerin de etkisiyle iletişim ve ulaşım imkânları artmış, “uluslararası toplum” kavramı daha da önem kazanmıştır. Devletler arası krizlerin görece azaldığı ve küreselleşme söylemlerinin arttığı bu dönemde, salt Avrupa’da değil, dünyanın muhtelif coğrafyalarında sivil toplum hareketleri güç kazanmış, sivil inisiyatif ile örgütlenme artmış ve STK’lar sosyal hayattan siyasete hemen her yerde etkin rol oynamaya başlamıştır.


Sivil Toplum ve Kamu Diplomasisi İlişkisi

Kamu diplomasisi kavramı, bir dış politika yaklaşımı olarak ilk kez 1965 yılında Edmund Gullion tarafından kullanılmış ve teorik çerçevesi çizilmiştir. Bir hükûmetin yumuşak güç unsurlarını ön plana çıkarmak suretiyle yabancı ülke halklarıyla gerçekleştirdiği etkili iletişim süreci kamu diplomasisi olarak tanımlanmaktadır (Tuch, 1990, s. 3). Kamu diplomasisi, geleneksel diplomasi gibi yalnızca hükûmetler arasında yürütülen bir süreçten ziyade, hükûmetlerden uluslararası topluma ve hedef ülkelerin kamuoylarına yönelik olarak gerçekleştirilen enformasyon, dikkat çekme ve sempati kazanma uygulamalarıdır. Geleneksel diplomasi bürokrat ve diplomatlar aracılığıyla uluslararası aktörler arasında gerçekleşen bir ilişki ağıdır. Kamu diplomasisi ise yabancı ülkelerdeki sivil halkı, resmî olmayan kitleleri ve sivil toplum kuruluşlarını muhatap almaktadır (Melissen, 2008, s. 3-4).

Hükûmetler uluslararası kamuoyunun artan etkisine kayıtsız kalamamış, bu durum devletler arası münasebetlerde ve dış politika yapım süreçlerinde kendisini göstermiştir. Hükûmetler, imaj ve prestijlerini artırmak ve ülkelerine dair olumsuz algıları kırmak adına sivil topluma ihtiyaç duymaktadır. Zira STK’lar iç ve dış politikada hükûmetin yetersiz kaldığı durumlarda bu yetersizlikleri kapatma şansına haizdir. 21. yüzyılda devletler, pek çok sivil toplum hareketiyle dirsek temasındadır. STK’lar, gönüllülük esasına bağlı olmaları ve kamuoyu nezdinde olumlu intiba uyandırmaları sebebiyle yabancı halkları etkilemede ve hedef ülke kamuoyundaki olumsuz görüşleri değiştirmede başvurulan kuruluşlardır. Bu yönüyle sivil toplum hareketleri, kamu diplomasisi yöntemi başta olmak üzere diplomasinin temel aktörlerinden biri haline gelmişlerdir. Bugün gelinen noktada hükûmetler, hemen her kamu diplomasisi faaliyetinde hükûmet dışı organizasyonlarla, araştırma merkezleriyle, özel sektör kuruluşlarıyla ve STK’larla hareket etmektedir. Bazı durumlarda ise STK’ların yurt dışı faaliyetlerinin koordinasyonun da direkt yahut gölge olarak işbirliği yapmaktadır (Tuna, 2021, s. 43). STK’lar, faaliyetleriyle hükûmet politikalarını etkileyebilmekte, bağlı oldukları devlet ile yabancı kamuoyları arasında aracılık edebilmektedir. Kendi hükûmetleri adına lobi faaliyetleri de yapan STK’lar, ülkelerinin kamu diplomasisi çalışmalarına katkı sağlamaktadır.

21. yüzyılda devletler, pek çok sivil toplum hareketiyle dirsek temasındadır. STK’lar, gönüllülük esasına bağlı olmaları ve kamuoyu nezdinde olumlu intiba uyandırmaları sebebiyle yabancı halkları etkilemede ve hedef ülke kamuoyundaki olumsuz görüşleri değiştirmede başvurulan kuruluşlardır. Bu yönüyle sivil toplum hareketleri, kamu diplomasisi yöntemi başta olmak üzere diplomasinin temel aktörlerinden biri haline gelmişlerdir.

İki dünya savaşında da devletlerin sıkça başvurduğu propaganda faaliyetleri, uluslararası toplum üzerinde olumsuz algı oluşturmuştur. Yalan, karalama ve dezenformasyon yöntemlerini kullanarak propaganda yapan devletler güvenilirliklerini yitirmişlerdir. Savaş dönemlerine ek olarak Soğuk Savaş dönemi de adeta propaganda savaşları şeklinde cereyan etmiştir. Kamu diplomasisi bu durumu ortadan kaldırmayı amaçlamakta, güvenilir, şeffaf ve karşılıklı etkileşim odaklı iletişim süreçlerini öngörmektedir. Devletler, Soğuk Savaş sonrasında, daha güvenilir bir intiba uyandıran sivil örgütlenmeleri kamu diplomasisi süreçlerine dâhil etmişlerdir. Bu bağlamda STK’lar, hükûmetlerin kamu diplomasisi mesajlarını en güvenilir şekilde muhatabına ileten organizasyonlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamu diplomasisinde mesajdan ziyade mesajı götüren aktörler önemlidir. Buradaki temel motivasyon, kaynağın güvenilirliğidir. Zira kaynak güvenilir değilse, çok iyi tasarlanmış bir kamu diplomasisi çalışması dahi karşılık bulmayabilir. Bu sebeple hedef kamuoyuna yönelik mesajların sivil toplum organizasyonları tarafından götürülmesi, resmî temsilcilerce götürülmesinden daha iyi sonuçlar vermektedir (Şahinoğu ve Seleş, 2024, s. 80).

Kamu diplomasisi, bir ülkenin imaj mühendisliği olarak da tanımlanabilir. Günümüz dünyasında bir ülkenin özel sektör kuruluşları, markaları ve sivil toplum kuruluşları, o ülkenin imajını küresel boyutta artırmakta ve prestij kazandırmaktadır. Yabancı bir ülkede istihdam sağlayan markalar ve faaliyet yürüten STK’lar, ilgili ülkedeki toplumla direkt olarak iletişim kurmakta; gönüllülük esasıyla hareket ettiği ve bağlı olduğu devleti direkt olarak temsil etmediği için kamuoyu nezdinde daha şeffaf ve güvenilir bir algı oluşturmaktadır. Zaharna bu noktada STK’ları, kamu diplomasisinde diğer devlet dışı aktörlere oranla en fazla dikkat çeken yapılar olarak görmektedir (Zaharna, 2010, s. 84).

Bir Sivil Toplum Organizasyonu Olarak Kamu Diplomasisi Araştırmaları Merkezi

Devlet kurumları, üniversiteler ve enstitüler kamu diplomasisi kavramıyla ilgili olarak muhtelif yayınlar yapmakta, rapor ve analizler hazırlamaktadır. Alana dair çalışılan yüksek lisans ve doktora tezleri, sempozyum, konferans ve telif eserler, kamu diplomasisine akademi dünyasında artan ilgiyi göstermektedir. Küreselleşme ve dijitalleşmenin artmasıyla devlet-toplum ilişkilerinin iç içe girdiği günümüz dünyasında Türkiye’nin bu alana kayıtsız kalması beklenemez bir durum olarak değerlendirilmektedir. Birden fazla ana bilim dalını ilgilendiren ve kapsama alanı içerisine alan kamu diplomasisi, özverili akademisyen ve kamu diplomatlarının dışında, sivil toplumu da direkt olarak ilgilendiren bir alan olarak görülmektedir. Zira kamu diplomasisi, salt bir dış politika yaklaşımı yahut halkla ilişkiler metodu olarak bırakılamayacak kadar önemli bir pozisyon ihtiva eder hale gelmiştir. Bunun sebebi, bir ülke vatandaşının eylem ve söylemlerinin dahi gerek sosyal medya gerek diğer iletişim araçları vasıtasıyla tüm dünyaya yayılma hızıdır, ihtimalidir; devlet ile toplumun iç içe geçmesinden dolayı sivil halkın fiillerinin bağlı olduğu ülkeyi temsil eder hale gelmesidir. Örneğin Hindistan’daki sokak yemeği kültürünün sosyal medyada gündem olması, Hindistan’a dair yemek kültürünün tamamının bu yönde olduğu algısını oluşturmakta, uluslararası toplumun ülkeye bakış açısını olumsuz yönde etkilemektedir. Yine Fransa’da gerçekleşen önemli bir gastronomi festivali, yabancı kamuoylarının Fransız yemek kültürüne dair algılarının olumlu yönde seyretmesine neden olmaktadır. Halbuki ilgili festivalin gerçekleştiği alanın hijyen olarak oldukça yetersiz olduğu sonradan ortaya çıkmıştır. Bu iki örnekte görüldüğü üzere devletlerin oluşan algılarda bir dahli yoktur. Ancak sivil inisiyatiflerle oluşturulan algılar, ilgili ülkenin uluslararası arenadaki imaj ve prestijini direkt olarak etkilemektedir.

Birden fazla ana bilim dalını ilgilendiren ve kapsama alanı içerisine alan kamu diplomasisi, özverili akademisyen ve kamu diplomatlarının dışında, sivil toplumu da direkt olarak ilgilendiren bir alan olarak görülmektedir. Zira kamu diplomasisi, salt bir dış politika yaklaşımı yahut halkla ilişkiler metodu olarak bırakılamayacak kadar önemli bir pozisyon ihtiva eder hale gelmiştir.

Kamu Diplomasisi Araştırmaları Merkezi (KADAR), bir sivil organizasyon olarak teşkil edilmiştir. KADAR, akademik çalışmalara ve kamu diplomasisi kurumlarının faaliyetlerine ek olarak, bir sivil toplum hareketi hüviyetiyle kamu diplomasisinin önem ve etkisini farklı perspektiflerle sunmayı amaçlamaktadır. Gelinen noktada ülkesini seven her birey, kendi ülkesini temsil eden bir diplomat farkındalığında hareket etmek durumundadır. Zira birey, benliğinde yaşadığı ülkenin kültürünü, geleneklerini ve muhtelif pek çok unsurunu barındırmaktadır. KADAR, bu farkındalığı artırmak ve sivil toplum nezdinde programlar icra etmek misyonuyla hareket etmektedir. Gönüllülük esasıyla faaliyetlerine başlayan KADAR, akademik formda bir metot öngörse de, kavramın toplumsal tabana sirayet etmesi için sivil toplum eksenli işbirlikleri ve çalışmaları da önemsemektedir.

Kamu Diplomasisi Araştırmaları Merkezi, hedeflerini kısa, orta ve uzun vadeli olarak tasarlamaktadır. KADAR’ın kısa vadeli hedefi, örgütsel oluşumu tamamlayarak kapılarını yeni üyelere açmak; alanında uzman isimlerin yer aldığı bir yönetim kurulu ve çalışma ekibi oluşturmaktır. Orta vadeli hedef ise kamu diplomasisi alanında uzman akademisyen ve kamu diplomatlarıyla birlikte çalışmalar icrâ etmek; seminerler düzenlemek, üniversitelerle ve ilgili sivil toplum hareketleriyle protokol imzalayarak çalışmaları interaktif düzeye getirmektir. Nihaî olarak merkezimizin uzun vadeli hedefi, kamu diplomasisi ile ilgili ulusal çapta sempozyum ve kongreler düzenlemek; kamu diplomasisi kavramını kamuoyunun algısına yerleştirmek ve alanında uzman isimlerle sürdürülebilir bir ilişki ağı kurmaktır.

Kaynakça

Eren, E. (2017). Sivil toplumun dış politika inşasındaki rolü: Türk kamu diplomasisi örneği. Ekonomi Politika ve Finans Araştırmaları Dergisi2(1), 36-49.

Melissen, J. (2008). The New Public Diplomacy: Can it be done?. Netherlands Institute of International Relations. 1-25.

Şahinoğlu, M.C. ve Seleş, A. (2024). Kamu Diplomasisinin Bir Aktörü Olarak Sivil Toplum Kuruluşları: Eleştirel Bir Değerlendirme. Uluslararası Ekonomi Siyaset İnsan Ve Toplum Bilimleri Dergisi, 7(2), 69-90.

Tamer, M. G. (2010). Tarihsel Süreçte Sivil Toplum. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi27(1).

Tuch, H. N. (1990). Communicating with the World: U. S. public diplomacy overseas. New York: St. Martin’s Press.

Tuna, F. (2021). Kamu Diplomasisinde Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, 11(2), 1-12. Zaharna, R. S. (2010). Battles to bridges U.S. strategic communication and public diplomacy after 9/11. Palgrave Macmillan.

Yazar: Ömer TEKİN