Uluslararası ilişkiler yalnızca siyaset, güvenlik ve ekonomiyle açıklanamaz; kültürün açtığı kapılar çoğu zaman diplomasinin görünmeyen gücünü oluşturur. Bir şarkı, bir film, bir roman ya da bir dil kursu insanların dünyaya bakışını değiştirir, mesafeleri kısaltır, önyargıları yumuşatır. Kültür diplomasisi bu yumuşatıcı etkiyi hedefler ve şu parametreyle açıklanabilir: bir ülkenin kültürel mirasını, üretimini ve yaşam biçimini dünyaya açarak uzun vadeli güven ve sempati inşa etmek. Antik dönemin gezginleri ve tüccarları farkında olmadan kültür elçiliği yaparken, modern devletler bu etkiyi bilinçli politikalarla kurumsallaştırmıştır. Bugün dil enstitülerinden film fonlarına, burs programlarından restore edilen eserlerin hikâyelerine kadar uzanan geniş bir pratik alan, ülkelerin yumuşak gücünü belirgin biçimde şekillendirmektedir (Bulut, 2020; Önal, 2020).

Kültür diplomasisinin kuramsal zemini Joseph Nye’nin “yumuşak güç” kavramıyla berraklaşır. Nye’ye göre yumuşak güç, zorlama ya da ödeme yapmadan cazibe yoluyla istenen sonuçları elde edebilme kapasitesidir (Nye, 2004). Bu çekiciliğin ana kanalları kültür, değerler ve politikaların meşruiyetidir. Milton C. Cummings kültür diplomasisini sanat ve eğitim gibi araçlarla yabancı halkların zihinlerini ve duygularını etkilemeye dönük sistematik faaliyetler bütünü olarak tanımlar (Cummings, 2003). Bu faaliyetlerin ortak hedefi kısa vadeli taktiksel kazanımlardan çok, uzun vadeli güven ve karşılıklı anlayış inşa etmektir (Erdoğan, 2019).

Kamu diplomasisi devletlerin yabancı halklarla doğrudan iletişim kurma stratejilerini ifade eder. Kültür diplomasisi bu şemsiyenin altında en yumuşak ve kalıcı etki yaratan ayağıdır. Çin örneği bu iç içeliği çarpıcı biçimde gösterir. Konfüçyüs Enstitüleri kültür diplomasisinin dil ve kültür damarını taşırken, aynı zamanda kamu diplomasisinin mesajlaşma ve imaj düzeltme hedeflerine bağlanır (Önal, 2020). Bu kurumlar dışarıdan “propaganda” eleştirileri alırken içeride “yeterince etkili değil” tartışmalarıyla karşılaşmaktadır (Önal, 2020).

Kültür diplomasisi çoğu zaman “kültürel emperyalizm” tartışmasıyla yan yana anılır. Güçlü merkezlerin kültürel ürünlerini çevreye yayması, popüler formların yerel kültürleri daraltıp daraltmadığı sorusu gündemdedir. Hollywood’un küresel popüler kültür etkisi bu tartışmanın bir yönünü oluştururken, Güney’den Kuzey’e kültürel ürünlerin yükselişi karşı akışları temsil eder (Bulut, 2020). Frankfurt Okulu’nun kültür endüstrisi eleştirisi ise kültürü bir endüstri olarak düşünmenin insanı standartlaştırdığına işaret eder. Fakat sahadaki pratik şunu gösterir: yerel ortaklıklar, katılımcı tasarım, uzun vadeli ilişki ve çift yönlü alışveriş varsa, kültür diplomasisi “dayatma”dan “diyalog”a evrilir. Goethe Enstitüsü’nün edebiyat ve rezidans programları, British Council’in yerel yaratıcı sahnelerle kurduğu iş birlikleri, Konfüçyüs Enstitülerinin ev sahibi kurumlarla ortak yönetim ilkesi; tümü, bu diyalog zemininin kurulduğu ölçüde etkinliğin arttığını kanıtlar. Eleştirilerin bir bölümü, şeffaflık ve akademik özgürlük ilkelerine özen göstermeyi gerektirir; siyasal hassasiyetleri gözeten, bağımsız düşünceye alan tanıyan bir kültür diplomasisi, güvensizlik duvarlarını daha kolay aşar (Önal, 2020).

İngiltere’de British Council Irak Savaşı sonrası imaj onarımı gibi kritik anlarda öne çıkarken, Almanya’da Goethe Enstitüsü Nazi dönemi propaganda mirasının ağırlığı nedeniyle kültür diplomasisi kavramını daha temkinli kullanmış ve edebiyat, çeviri ile kültür yönetimine ağırlık vermiştir (Bulut, 2020, sf. 875–878). Bu farklılık, kültür diplomasisinin her ülkede tarihsel bagaj ve kurumsal kültüre göre farklı biçimlerde işlendiğini gösterir.

Kültür Diplomasisi Uygulayan Farklı Ülke Kurumları

Konfüçyüs Enstitüleri 2004’ten itibaren hızla yaygınlaşmış, Çince öğretimi, sınavlar ve kültürel etkinliklerle Çin’in küresel anlatısına taşıyıcı olmuştur. British Council İngilizce öğretimi, sanat projeleri ve film destekleriyle çok kanallı bir etki üretir. Goethe Enstitüsü Almanca öğretiminin yanı sıra edebiyat, çeviri ve kültür yönetimi programlarıyla sanat eksenli bir diplomasi yürütür. Alliance Française ve Instituto Cervantes gibi ağlar ise Fransız ve İspanyol kültürünün aktarımını kurumsallaştırır (Bulut, 2020). Fulbright bursları akademik değişim yoluyla uzun vadeli ilişki ağları kurar; mezunlar ülke anlatısının doğal taşıyıcılarına dönüşür (Erdoğan, 2019). Türkiye’de YTB bursları öğrenciler aracılığıyla ülke kültürünün doğrudan deneyimlenmesini sağlar ve kalıcı bağlar kurar (Erdoğan, 2019).

British Council’in film bursları ve festival ortaklıkları sanat yoluyla değer aktarır (Bulut, 2020). TRT’nin çok dilli yayınları ve dizi ihracı popüler kültür diplomasisinin güçlü araçlarıdır. TİKA’nın Balkanlar’dan Afrika’ya uzanan restorasyon projeleri ortak tarih üzerinden dokunulur bir diplomasi inşa eder. UNESCO listeleri ise kültür varlıklarının korunması ve görünürlüğünü uluslararası ölçekte sağlar. Türkiye’nin kültür diplomasisi hem Osmanlı mirası hem de Cumhuriyet reformlarıyla şekillenmiştir. Yunus Emre Enstitüsü Türkçe öğretimi ve kültürel etkinliklerle öne çıkar. TİKA restorasyon projeleriyle Balkanlar, Orta Asya ve Afrika’da ortak tarih üzerinden bağ kurar. TRT dizileri popüler kültür diplomasisinin güçlü bir aracıdır. YTB bursları ise bireysel hikâyeler üzerinden uzun soluklu ilişki ağları kurar (Erdoğan, 2019).

Çin, dil ve kültür üzerinden dünyada kendi anlatısını kurmak için Konfüçyüs Enstitüleri’ni merkez araç olarak konumlandırır; dil öğretimini, kültürel etkinlikleri ve akademik ortaklıkları sistematik bir çerçevede dış politikaya bağlar (Önal, 2020). İngiltere ve Almanya örnekleri ise kültür diplomasisinin yalnızca devlet politikası değil, aynı zamanda sivil ve yarı-kamusal kültür kurumlarının sahada yürüttüğü pratiklerle biçimlendiğini gösterir. British Council ve Goethe Enstitüsü kültürel üretimi ve eğitimi ülke anlatısıyla ilişkilendirir, ancak bunu doğrudan propaganda söyleminin ötesine taşıyarak yerel ortaklıklarla inşa eder (Bulut, 2020). Konfüçyüs Enstitüleri Çin’in kültür diplomasisinin görünür omurgasını oluşturur; dil öğretimi, öğretmen sertifikasyonu, “Chinese Bridge” yarışmaları ve ev sahibi kurumlarla ortaklıklar aracılığıyla geniş bir ağ üretir. Ancak bu kurumlar dışarıda propaganda eleştirileri ve içeride etki yetersizliği tartışmalarıyla karşılaşır (Önal, 2020).

İngiltere’de British Council kriz anlarında imaj onarımı üstlenirken, Almanya’da Goethe Enstitüsü sanat ve edebiyat üzerinden daha temkinli bir diplomasi yürütür (Bulut, 2020, sf. 876–879). Alliance Française, Cervantes ve Camões Enstitüsü gibi kurumlar Avrupa’nın kültür diplomasisi damarını kurumsallaştırır (Bulut, 2020). ABD’nin Fulbright bursları yüzbinlerce mezun üzerinden bir “hafıza ve bağ” ekonomisi yaratır (Erdoğan, 2019). UNESCO süreçleri mirasın evrensel değerini ortak bir platformda buluşturarak kültür diplomasisini ulus-üstü zemine taşır.

Kültür Diplomasisi, Kamu Diplomasisinin En Etkili ve Kalıcı Boyutu

Kültür diplomasisi, kamu diplomasisinin en etkili ve kalıcı boyutudur. Çünkü kültür, insanların gündelik yaşamına dokunur. Bir dil kursunda kurulan arkadaşlık, bir film gösteriminden sonra yapılan tartışma, bir restorasyon projesinin yerel hafızada uyandırdığı gurur; hepsi politik mesajdan daha derine işler. Türkiye, Çin, İngiltere ve Almanya örnekleri, farklı tarihsel bagaj ve kurumsal üslupların aynı hedefe farklı yollardan varabildiğini gösterir: imajı onarmak, güveni artırmak, karşılıklı anlayışı beslemek. Başarının ölçütü yalnızca harcanan bütçe ya da sayısal göstergeler değildir; değişen zihinler, kurulan ilişkiler, yeniden anlatılan hikâyelerdir. Gelecek, kültür diplomasisinin daha katılımcı, çok kanallı ve yerel duyarlılıkla kurulan biçimlerine işaret ediyor. Yaratıcı endüstrilerle akademiyi, miras projeleriyle popüler kültürü, dil öğretimiyle sanat üretimini aynı masada buluşturan ülkeler, “yumuşak güç” denklemini daha sağlam kuracak. Çünkü sonunda kazanan, bağ kurmanın sanatı olacak: zorlamadan, ortak deneyim üzerinden ilerleyen bir diplomasi.

Bu bağlamda kültür diplomasisinin geleceği üç temel eksende şekillenecektir:

Çok taraflılık: UNESCO, Avrupa Birliği ve benzeri uluslararası kurumlar aracılığıyla kültür diplomasisi daha fazla ortak platformda yürütülecek.

Dijitalleşme: Sosyal medya, çevrimiçi eğitim ve dijital kültür ürünleri kültür diplomasisinin yeni araçları olacak.

Yerel katılım: Kültür diplomasisi yalnızca devlet kurumlarının değil, yerel aktörlerin, sanatçıların ve sivil toplumun katkısıyla daha güçlü bir etki yaratacak.

Bu gelişmeler, kültür diplomasisini klasik propaganda anlayışından uzaklaştırarak, karşılıklı öğrenme ve ortak üretim eksenine taşıyacaktır.

Kaynakça

Bulut, F. (2020). Kültürün reklamı: İngiliz ve Alman geleneklerinde kültür diplomasisi. TRTAkademi, 5(10), 871–879.

Cummings, M. C. (2003). Cultural diplomacy and the United States government. Center for Arts and Culture.

Erdoğan, H. (2019). Kültürel diplomasi: Kuram ve pratikteki çerçevesi. Selçuk İletişim, 12(2), 1182–1210.

Nye, J. S. (2004). Soft power: The means to success in world politics. PublicAffairs.

Önal, B. (2020). Çin’in kültürel diplomasisi: Konfüçyüs Enstitüleri’nin rolü ve eleştiriler. International Journal of Politics and Security, 2(4), 217–245.

Purtaş, F. (2010). Türk dış politikasının yükselen değeri: Kültürel diplomasi. Uluslararası İlişkiler Dergisi, 7(27), 1–25.

Yazar: Mert ANDİÇ